1 Nisan 2011 "Hayırlı Evlat"

Muhterem Müslümanlar

Mükemmel bir fidanın yetişmesi, insanlara fayda temin edip meyve vermesi, üzerinde çok titizlikle, hassasiyetle durmaya ve korumaya, vaktinde suyunu vermeye, kimyevi muamelesini yerine getirmeye, uğrunda eziyete katlanmaya bağlıdır. Musallat olan kurtlar, böcekler, yabani ot ve dikenler zamanla öldürülmez, kurutulmaz, soğuğunda-sıcağında gerekli muamele yapılmazsa, fayda umduğumuz, meyve beklediğimiz o fidanın, bir kısım yabani ot ve dikenler arasında kaybolduğunu, kurtlar, böcekler tarafından paramparça edildiğini göreceksiniz ve bütün bahçenizin de aynı hastalığa mübtela olduğunu görünce dizinizi dövecek, keşke zamanla dikkat etseydim diyeceksiniz.

Aynen öyle de evlerimizde yetiştirdiğimiz, fide olarak baktığımız evlatlarımızın, yavrularımızın mükemmel yetişmesine; kendisine, ailesine, cemiyet ve milletine, dinine faydalı olmasını, Kur’an’ın cadde-i kübrasında yürümesini istiyorsak, aynı hassasiyeti, titizliği bir anne-baba ve bir terbiyeci olarak göstermek mecburiyetindeyiz. Yeni yetişecek olan bu fidanın kökünü Kur’an toprağına dikecek, kalbini ve ruhunu ab-ı hayat olan Kevser suyu ile sulayacak, İslam’ın cansızlara can getiren güneşi altında neşv-ü nema bulmasını sağlayacak, onu yalçın kayalar arasına, cani dikenler arasına atmayacağız. Eğer böyle bir yere atılmış ise onun muhitini değiştirecek; en verimli, cennet gibi tertemiz, güllerin, menekşelerin, yaseminlerin burcu burcu koktuğu o temiz toprakların bulunduğu muhitlere nakletmeli; o kokularla Hz. Muhammed (s.a.s) boyasına boyandırmalıyız. Bir müslüman olarak bunu yapmak mecburiyetindeyiz.

Emanete hiyanet etmek gerçek müslümanın semtine sokulamaz. Gerçek müslüman olma yolunda isek bize emanet edilen yavrularimizin üzerinde çok hassas duracağız. En az kendi işimize eğildiğimiz kadar, evladımızın kalbi, ruhi ve manevi hayatıyla da ilgileneceğiz. Dinimize, imanımıza, kalbimize nasıl hastalık geliyor hangi manevi ilaçlarla tedavisi mümkündür, bunu idrak edecek şuurla araştıracağız.

İnsan taifesinin şirazeden çıktığı, ahlaksızlığın bir veba gibi hayata yayıldığı şu zamanda daha çok dikkatli ve hassas olma, dizimizi dövmeden önce önlemini almak mecburiyetindeyiz. Daha küçük yaşlardan itibaren çocuğumuza Allah marifetini, Hz. Muhammed sevgisini, Kur’an’a bağlılığı, İslam’a, Allah’ın dinine sahip çıkma aşkını tertemiz kağıt gibi zihnine nakşedecek, kalbinde bu duygu ve heyecanı yerleştirmeliyiz.

Muhterem Müslümanlar

En mühim nokta şudur ki, her müslüman anne-baba, evladının önünde İslam’ı nefsinde yaşama ve haliyle yaşanmasıyla ona ders vermek mecburiyetindedir. Eğer anne-babası İslam’ı yaşamıyorsa, namaza oruca ehemmiyet vermiyorsa, ölçüde tartıda hile yapıyorsa, kızının önünde süte su karıştırıyorsa, onların söyledikleri söz tesir etmeyecek, kalblerinde yerini bulmayacaktır. Evlatlarından ve idaresi altindaki talebelerinden şikayet edenler, dert yananlar önce kendilerini iyi kontrol etmeliler. Hakkı ile İslamı yaşayabiliyorlar mı? Allah’ın davasını idrak edip sahip çıkıyorlar mı? İslamın neşrini omuzlarında bir yük olarak hissedebiliyorlar mı? Çünkü kendini ıslah edemeyen, katiyen başkasını ıslah edemez, söz dinletemez. Sözler sadece dinlendiği yerde kalmakta, dışarı çıkmamaktadır.

Asr-ı saadet’ten konumuza ışık tutan bir misal arzedelim. Hz. Talha (ra) Ensar’dan genç bir çocuktu. Bu haliyle Rasulü Ekrem’e öylesine bağlanmış, sevmiş ve inanmıştı ki onun uğrunda ölmeye can atıyordu. Herhangi bir tehlike karşısında “Sen dur da ben gideyim Ya Rasulallah” diyordu.

İşte bu genç çocuk, ölüm hastalığına tutulduğu zaman yatağa düştü. Sonra Rasulü Ekrem’i çağırdılar. Hastanın yanına geldi. Onu gördüğü zaman yolcu olduğunu anladı. “Talha gidiyor” dedi. Her gün namazdan sonra Rasulü Ekrem onu ziyaret ediyor, hatırını soruyordu. Vefat edeceği gün: “Bir şey olursa çağırın, namazında bulunayım” dedi Allah Rasulü. O da can boğaza gelip, eli ayağı soğuduğu zaman şöyle diyordu: “Bizim mahalle uzak bir mahalle, ben vefat edersem cenazeme Rasulü Ekrem’i çağırmayın. Korkarım Yahudiler bir fenalık yaparlar. Tuzak kurup önüne geçerler. Yılan, akrep, çıyan bir şey yapar peygamberime.” Küçük yaştaki çocuk bunu düşünüyordu. Öleceği an dahi son nefeslerini alıp verirken mübarek dudaklarından şu sözler dökülüyordu: “Aman O’na fenalık gelmesin. Ölürsem beni hemen gömün. Rasulü Ekrem’e siz sonra haber verirsiniz.”

Rasulullah sevgisi, aşkı böyle kalbine perçinlenmişti. Saçakların toprağa bağlandığı gibi Rasulü Ekrem’e bağlanmıştı ki öleceği an dahi çektiği acıyı, ızdırabı, çileyi unutuyor, Rasulü Ekrem’i düşünüyordu. İşte buna bağlılık denir, sadakat denir, sevmek ve yolunda olmak denir. Nihayet Hz. Talha vefat eder. Gece hemen götürüp gömerler. Sabah namazında birisi dedi ki: “Ya Rasulallah! Talha vefat etti ve gömdük.” Efendimiz çok müteessir oldu, mezarının başına gitti, Yüceler Yücesi olan Allah’a ellerini kaldırdı ve şöyle yalvardı:

“Allah’ım sen Talha’yı, o sana gülüyor Sen de ona gülüyor olarak karşıla.”

Evet işte bunlar yaşanmış sadakat nişaneleridir.

Eğer biz de evladımıza küçük yaşta Rasulü Ekrem sevdasını böyle aşılarsak, Kur’an’a bağlılığı, Allah’a itaati böylesine kalbinde neşv ü nema buldurursak, işte o zaman Dinimize, İmanımıza, Kur’an’ımıza sahip çıkacak, toz kondurmayacaktır.

Allah cümlemizi İslam’ı bihakkın yaşamaya, yaşatmaya, tebliğ etmeye muvaffak kılsın. Hayırlı evlatlar ihsan eylesin. Birer ana-baba olarak bizleri huzuruna yüzü kara olarak çıkarmasın. Neslimizin kalbinde iman nurunu yeşertip onları Kur’an’ın sahil-i selametine çıkarsın. Mahv u perişan olmaktan halas eylesin

I like very much this iPage Hosting Review because this is based on customer experience. If you need reliable web hosting service check out top list.
Joomla Templates designed by Best Cheap Hosting